Konyak mı Konyak mı?
Birçok insan, hayatındaki küçük ayrıntılara bazen fazla takılıp kalır. O kadar anlamlıdır ki onlar, her şeyin ötesinde bir iz bırakır. Benim için de öyleydi, o akşam. Gündelik hayatın karmaşasında, kaybolan bir anın değerini anlamak için bazen sadece bir kelime yeterlidir: “Konyak.” Ama doğru yazılışı “konyak mı, konyak mı?” sorusuyla yüzleşmek, o günkü ruh halimi daha da karmaşıklaştırmıştı.
Bir Akşam, Bir Mekan, Bir Tereddüt
Kayseri’nin gece karanlığında, eski bir kafede oturuyordum. Arkadaşlarımla birlikteydik. Şehirdeki sakin yerlerden birine gelmiş, sıcak bir içeceğin eşliğinde geçen günün yorgunluğundan sıyrılmak istiyorduk. Hafif soğuk, masanın üzerindeki ışığın yansıması, akşamın melankolisine biraz renk katıyordu. Derken, garson menüyü getirdi ve birden gözüm “Konyak” kelimesine takıldı.
“Bir konyak alayım,” dedim, ama aklımda bir soru belirdi. “Konyak mı, konyak mı?”
Kelimeler, bazen her şeyden daha önemli olabiliyor. O anda, içimde garip bir huzursuzluk belirdi. “Konyak mı?” diye bir karar almak gerekiyordu ve bu karar, ne yazık ki, bu kadar küçük bir ayrıntıya takılacak kadar yorgun hissediyordum. Kafam karışıktı. İçtiğim konyak mı olmalıydı, yoksa sadece şık bir yazılış mı?
“Ya şöyle olursa?” diye düşündüm. O kadar basit bir kelimeyi bu kadar derinlemesine sorgulamak, hayatın ne kadar tuhaf bir hal aldığını bana hatırlatıyordu. O an, sadece bir kelimeyi doğru yazmak değil, aynı zamanda doğru düşünmek de gerekiyordu. Kafamdaki bu soruyla baş başa kalmak, bana aslında hayatın anlamını sorgulatan bir duruma dönüştü.
Hayal Kırıklığı ve Arayış
Sohbetin ortasında kaybolduğumda, bir arkadaşım fark etti. “Ne oldu, nereye kayboldun?” dedi. Gözlerim bir an boşluğa takıldı. O anı ne kadar hissediyorsam, o kadar samimi bir şekilde cevabımı verdim. “Bir kelime yüzünden kafamı kurcalıyorum.” Cevap vermek kolay değildi; çünkü yalnızca bir dil meselesi değil, içimdeki dertlerin bir yansımasıydı.
Hani bazen, bir şeyin doğru olup olmadığını sorgularken, aslında tam olarak ne hissettiğimizi anlayamayız. O an fark ettim ki, “Konyak mı konyak mı?” sorusuna verdiğim tepkiler, aslında içimdeki diğer karmaşık duyguları da gözler önüne seriyordu. Hayal kırıklığım ve endişem, o kadar derinlere inmişti ki, kelimelere takılmam bile bir nevi kendimi bulmaya çalışma şeklimdi.
Belki de bir kelimenin ardında, her şeyin doğru olduğuna dair bir arayış vardı. İçtiğim konyak ya da şık bir yazı değil, o anın doğruluğuydu. Ama bazen bir kelime yüzünden kaybolduğumda, karşımda yalnızca bir boşluk olduğunu görmek de beni hem şaşırtıyor hem de biraz korkutuyordu.
Umut: Küçük Ayrıntılarda Gizli
Saat ilerledikçe, kafede bir huzur yayıldı. İçimden, belki de o kadar büyük şeylere odaklanmak yerine, basit bir kelimenin ardındaki güzelliklere yönelmek gerektiğine dair bir umut doğdu. “Konyak” kelimesi, belki de sadece bir içki ismi değil, o anın farkına varabilmek için bir sembol haline gelmişti. O kadar basit bir seçim, belki de bana hayatı hatırlatacaktı: “Bazı şeyler, olduğu gibi kabul edilmelidir.”
Hızla geçen bir akşam, sonunda, garson siparişimi getirdi. “Konyak,” dedim. Kelimenin doğru yazılışı, o anın anlamını değiştirmedi. “Konyak mı, konyak mı?” diye takıldığım o sorunun cevabını o an bulmuş gibiydim: Hayat, bazen olduğu gibi güzeldi.
Bir Kez Daha
Ertesi gün, kelimelere tekrar baktım. “Konyak mı konyak mı?” diye düşünmek, belki de sadece hayatın küçük anlarına dair büyük bir şeyler bulmakla ilgiliydi. O anı, her anlamıyla içimde taşıyacağımı fark ettim. Bir kelimenin ötesinde, o gece bana aslında gerçek anlamda neyi hissettiğimi hatırlatmıştı: Heyecan, kaygı, hayal kırıklığı… Ama en önemlisi umut.
Zamanla, “Konyak mı konyak mı?” sorusunun bir anlamı olmayacak kadar küçük kaldığını düşündüm. Her şeyin ardında, sadece bir anın değeri vardı. Ve belki de bu, en büyük gerçekti.
Küçük bir soru, büyük bir hayatın peşinden sürüklerken, bizlere sadece gözlerimizi açmayı hatırlatıyor. O yüzden bazen, soruların çok önemi yoktur; önemli olan, cevabın arkasında neler yattığıdır.