Şecere-i Tayyibe Defteri Nedir? Bir Ailenin Hikâyesine Tanıklık
Kayseri’nin sıcak yaz akşamlarında, dışarıda ışıklar yanmaya başladığında ve mahalleye bir hüzün çökmeden önce, biz küçük çocuklar, büyüklerimizin anlattığı eski hikâyeleri dinlerdik. O eski hikâyelerde, adı sanı pek duyulmamış ama oldukça önemli bir şey vardı: Şecere-i Tayyibe defteri. O zamanlar, ne demek olduğunu tam olarak anlamasam da, bir şekilde bu defterin evin en değerli eşyalarından biri olduğunu sezip anlamıştım. Bir gün annem, defteri getirip bizimle paylaştığında, kendimi o defterin her sayfasına, her kelimesine adım gibi bağlı hissettim.
O zamanlar, yaşım küçüktü. Ailemin hikâyelerine her zaman saygı duyardım ama çok da anlamazdım. Fakat büyüdükçe, ailenin geçmişiyle bağ kurmak, onlarla bağ kurmak ne kadar önemliymiş, bunu fark ettim. Özellikle, bir gün annemin açtığı o defterin sayfalarına göz attım; işte o an, sadece bir ailenin geçmişi değil, kendi kimliğimi de orada bulduğumu hissettim. İçimden geçen hisleri, kalbimi bu yazıya dökmek istedim.
Anlatılmayan Bir Hikâyenin Derinliği: Şecere-i Tayyibe
Şecere-i Tayyibe defteri, kelime anlamıyla, “temiz soy, temiz kök” demekti. Bu defter, ailenin soy ağacını, geçmişini, kim olduğunu gösteren bir belgeydi. Fakat sadece bir soy kütüğü değil, aynı zamanda geçmişi anımsatan bir hazineydi. Her sayfası, kuşaklar boyunca yaşanmış, duygusal anılarla doluydu. Bu defteri ilk kez açtığımda, sanki zaman geri gitmiş gibi hissettim.
Anneme, “Bu defteri daha önce neden hiç açmadın?” diye sordum. O da gözlerini biraz uzaklara dikip, “Bazı şeyler zamana bırakılır,” dedi. “Bazen insan geçmişe bakmak istemez, bazen ise sadece doğru zamanın gelmesini bekler.” O an annemin yüzündeki ifadeyi hiç unutamam. Bir yandan bir şeylere susmuş, bir yandan da geçmişi yeniden hatırlıyordu. İçimde bir şeyler kıpırdamaya başlamıştı, çünkü o an, annemin bir zamanlar ne hissettiğini, ne düşündüğünü ve ne yaşadığını hissettim. O defter sadece bir aile hikâyesi değil, aynı zamanda tüm o anıların yansımasıydı.
İçimde bir yerlerde heyecan ve biraz da hayal kırıklığı karıştı. “Bunun içinde ne var?” diye içimden sordum. Şecere-i Tayyibe defteri, sadece bir soy ağacı olmaktan çok daha fazlasıydı; orada ailemin geçmişiyle birlikte, onların umutları, korkuları, başarıları ve kayıpları vardı.
Geçmişin Sırlarıyla Yüzleşmek
Bir gün, defteri tekrar açtım. Sayfaları karıştırırken, dedemin el yazısıyla yazılmış bir sayfa dikkatimi çekti. O sayfada, sadece bir isim vardı: “Zeynep”. Evet, annemin büyükannesinin adıydı. Fakat o ismin yanına yazılmış olan birkaç kelimeyi okurken içimde bir tedirginlik oluştu: “Zeynep, kayboldu, bulunamadı.” O an bir şeyler düğümlendi boğazımda. Zeynep, yani annemin babaannesi, kaybolmuştu… Ve kimse onun ne olduğunu, nereye gittiğini bilmiyordu.
Anneme, o sayfayı gösterdiğimde, gözlerinde aniden bir buğulanma gördüm. “Zeynep, ailenin kaybolan parçasıydı,” dedi. “Bir gün, bir sabah aniden kayboldu ve bir daha hiçbir iz bırakmadı. Ne bir mektup, ne bir haber, hiçbir şey.” İçimde derin bir boşluk oluştu. O kaybolan kadının hikâyesi, yıllar sonra bir aile defterinde sadece birkaç kelimeyle anlatılabilmişti. Ama Zeynep’in kayboluşu, tüm aileyi derinden etkilemişti. O kaybolan kadının hayatı, annemin hayatını da bir şekilde şekillendirmişti.
O an anladım ki, Şecere-i Tayyibe defteri sadece bir soy ağacını tutan bir defter değildi. Aynı zamanda geçmişte yaşanan bir kaybın, zamanla nasıl unutulmaya yüz tutan anıların kaydının olduğu bir yerdir. Yani defter, her bireyin kendi iç yolculuğunun da bir parçasıydı. Şecere-i Tayyibe defterini açmak, sadece geçmişi görmek değil, geçmişin içindeki acıları, umutları ve kayıpları da tekrar yaşamak demekti.
Bir Aileyi Tanımak: Şecere-i Tayyibe Defteri ile
Bir akşam, sadece tek başıma otururken, annemin söylediği o cümle aklıma geldi: “Bazen insan geçmişe bakmak istemez, bazen de sadece doğru zamanın gelmesini bekler.” İçimdeki duygular karışmıştı. Geçmişi, kaybolanları, acıları, eksikleri her şeyin içinde birleştirmişti. Ama yine de her sayfayı çevirirken, bir şekilde o kaybolan parça yerine başka bir şey buluyordum. Geçmişin karanlık köşelerinde kaybolan Zeynep’in yerine, annemin gülen yüzünü ve ona duyduğum sevgiyi hissettim.
O defteri elime aldığımda, bir yandan kaybolan bir kadının izini sürüyor, bir yandan da kendi geçmişimi daha yakından tanıyordum. İnsanın kökleri, hayatındaki en önemli değerlerdir. O kaybolan kadının ardından iz bırakmış her birey, bizlere hep bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Annem, o kaybolan kadının hatırasını, kaybolmuşken bile yaşatmaya çalışıyordu.
Birçok kez düşündüm, o defteri bulduğumda hissettiklerimle ilgili. Gerçekten de, ailelerin geçmişine dokunmak, onların yaşadıkları acıları, sevinçleri anlamak, bazen o kadar büyük bir yük oluyor ki… Ama bir yandan da insana güç veriyor. Ailemin hikâyesine tanıklık etmek, bana sadece bir kimlik kazandırmadı, aynı zamanda geleceğe dair umutlarımı şekillendirdi.
Sonuç: Geçmişin Gücü ve Şecere-i Tayyibe Defteri
Şecere-i Tayyibe defteri, aslında bir insanın sadece kimliğini değil, aynı zamanda geçmişine ait tüm duyguları, hatıraları, kayıpları, acıları ve umutları da barındıran bir hazineydi. O defterin her sayfası, içindeki duygularla birlikte benim kimliğimi oluşturdu. Zeynep’in kaybolmuş olmasının acısı, annemin güçlü duruşuyla birleşip bana ilham verdi. İçimdeki duygular karıştı, ama her bir duyguyla daha da güçlü oldum.
Bazen, bir defterin içinde kaybolan bir ismin ardından sürüklenirken, aslında geçmişin bize sunduğu güç ve güzellikleri de keşfederiz. O kaybolan kişi belki de geçmişin bizim için anlamlı olabilmesi adına bir köprüydü. Şecere-i Tayyibe defteri, sadece bir aileyi değil, bir zamanlar kaybolan geçmişi ve ona duyduğumuz bağlılığı da anlatan bir yolculuktu. Ve ben, bu yolculukta her adımda geçmişimi, kayıplarımı, umutlarımı ve kimliğimi daha yakından keşfettim.